Dışa Dönük Savaş-Içe Dönük Baskı

Içişleri Bakanları Konferansına Karşı Çıkalım!
Almanya İçişleri Bakanları 21/22 Haziran’da Frankfurt’ta biraraya geliyor. İçişleri Bakanları’nın görevi, Almanya’nın giderek saldırganlaşan savaş politikası, buna bağlı olarak toplumun şekillendirilmesi ve militaristleştirilmesiyle birlikte bu doğrultuda alınan önlemleri, toplumsal hakların gasp edilmesi ve kontrol altına alınması yoluyla hayata geçirmektir. Biz bunu direniş için bir çağrı olarak algılıyoruz!
Dışa dönük savaş içe dönük savaş demektir!
Almanya bugün 11 ülkede savaş yürütüyor ve 1999 Yugoslavya müdahalesinden beri sürekli bir savaş halindedir. Alman emperyalizmi bunu yaparken “tüm dünyada serbest ticareti, hammadde ve pazarlara engelsiz erişimi sağlama” gibi Alman şirketlerinin çıkarına olduğu aşikar olan bir amaç güdüyor. Federal Ordu’nun 1992 yılında yayınladığı savunma politikasına dönük yönetmeliklerde yer alan bu ifade, bugüne kadar programatik ve pratik olarak uygulanmış ve uygulanmaya davam etmektedir. Bu aynı zamanda içişleri bakanlarının Federal Ordu’nun yeniden yapılandırılmasıyla onu saldırıya hazır bir müdahale ordusu haline getirmesinin sebebidir. Alman devletinin dışa dönük bu saldırgan politikasi ikiyüzlü bir şekilde “ikinci bir Ausschwitz’in engellenmesi” ve “insan hakları ve demokrasinin uygulanması” gibi gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Libya örneğinde de görüldüğü gibi, sözde barış için verilen ikiyüzlü bir “HAYIR” cevabı dahi aslında sadece Almanya’nın öbür emperyalist ülkelere karşı güç iddiasinı temellendirmektedir.
Hegemonyal iddiasinı dünya çapında hayata geçirmek isteyen her emperyalist güç gibi Almanya da, ülke içinin ‘sakin’ olmasına ihtiyaç duyuyor. Burada demokratik ve sosyal haklar tırpanlanarak tanınmaz bir hale getiriliyor. “Saldırı en iyi savunmadır!” ilkesini benimseyen Alman devleti yoğun bir silahlanmaya giderken, iç ve dış güvenlik arasında artık bir ayrım yapılmıyor.
Daha fazla düşük ücret için baskı
Rekabet gücünü korumaya çalışan bir ekonomik gücün düşük ücretlere ihtiyacı vardır. Almanya AB’ye üye devletler arasında bu konuda önde gidiyor. Ücretli emekçilerin haklarının “Hartz” adı verilen reformlarca budanması, reel ücretlerin düşmesine ve düşük ücret sektörünün önemli derecede genişlemesine yol açtı. Hakları için mücadele edenler; örneğin iş ve işçi bulma kurumlarında da (Jobcenter) konuşlandırılması gündemde olan polis ve özel güvenlik birimleriyle karşı karşıya geliyor. Kapitalist merkezlerin dışa karşı kapanması, yüksek teknolojiyle donatılmış sınır koruma birlikleri ve daha öncesinden 3. Dünya Ülkesi adı verilen ülkelerde kurulan toplama kampları aracılığıyla gerçekleştirilirken, bu durum adeta bir modern apartheid /ırkçılık sistemini andırmaktadır. Bu uygulamaların toplum içerisinde kök salmasını isteyen devlet daha fazla gerici ideolojilerin geliştirilmesi yöntemine başvuruyor.
“Sosyal asalaklara”, “kötü huylu sığınmacılara” ve “terörist müslümanlara” karşı milliyetçi-şoven ve ırkçı bir kışkırtma saldırısı gerçekleştiren Alman devleti, yine kendisine ait olan dışlama ve müdahale etme sistemini meşrulaştırmak istiyor. Gerek Frankfurt iş ve işçi bulma kurumunda (Jobcenter) işsiz bir kadının polis tarafından vurulması, Taloqan/Afganistan’da Alman askerlerinin göstericilere ateş etmesi ya da Akdeniz’de binlerce sığınmacı göçmenin FRONEX-Sınır rejimi sonucu ölmesi; ırkçı kışkırtmalarla kurbanlar her zaman suçlu ilan edilirken işlenen suçlarsa meşrulaştırılıyor. Alman emperyalizmi dışa ve içe yönelik ne kadar saldırganlaşıyorsa, “böl ve yönet” prensibi o kadar geçerlilik buluyor, ki her ne kadar onlar bunun adına bazen “entegrasyon“ deselerde.
Devlet Saldırıyor
Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üyelerine yönelik Kasım 1993’te getirilen faaliyet yasağı, kürt ve enternasyonal dayanışma hareketine karşı yürütülen güçlü bir saldırıydı. O günden beridir de Türk ve Alman devletinin çıkarlarının giderek daha açık bir şekilde birbirini tamamlaması ve buna bağlı olan yoğun bir takibat söz konusudur. Alman devleti ceza, polis, yönetim ve de yabancılar-sığınmacılar yasası gibi araçlarla Kürt ve Türk yapılanmalarını yıkmaya ve insanları sindirmeye çalışmaktadır. Örneğin Türkiye’li DHKP-C, Srilanka’lı LTTE ve Kürt PKK’ye karşı başlatılan ceza davaları siyasi baskıların en uç ifadesinden başka birşey değildir. Entegrasyon kavramı adı altında göçmen sol dernekleri devlet kurumları ve anayasayı koruma dairesiyle direk işbirliğine zorlanmak istenmektedir.
“Tehlikeye karşı savunma” ve “terörizmle savaş” ile kastedilen her türlü direnişi büyümeden bastırmaktır. Bizler bu türden baskılarla Almanya’da uzun deneyimlere sahibiz, fakat baskının olduğu yerde direniş ve protesto kendine her zaman bir yol bulmuştur.
Ülke içinde Gizli polis ve Federal Ordu
Federalizm reformu çerçevesinde polis ve gizli istihbarat teşkılatlarının “kaynaştırılması” derinleştirildi: planlanmış ve içişleri bakanları konferansında tartışılacak olan Alman Kriminal Dairesi (BKA) ve Polis Teskilatının kaynaştırılması, ülke çapında hareket edecek olan gizli bir polis teşkilatının kurulması yolunda daha ileri gitmek için bir adım olacaktır. Bu tür bir gizli devlet polisinin tecrübeleri militarist Prusya’dan faşist Almanya’ya kadar gitmektedir. Fakat aynı zamanda Federal Ordu’nun içe yönelik kullanılması da normal bir durum olmalıdır. Spor etkinliklerinde, resmi ziyaretlerde ya da yürüyüşlerde: asker her zaman mevcuttur. Federal ordu örneğin 2007’de Heiligendamm’daki G8 zirvesinde protestolara karşı askeri istihbarat uçakları ve özel komando birliklerini devreye soktu. Dışa dönük sürekli savaş, içe dönük sürekli bir olağanüstü hal ile elele yürüyor. Egemenler her “iç güvenlik” sözcüğünü ağızlarına aldıklarında kendi güvenliklerini kastetmekteler ve bu şu anlama geliyor: ‘isyanın bastırılması!’.
“Yurt savunması” greve karşı mücadele demektir
Büyük oranda kamuoyunun ilgisi dışında 2005 yılından beri sürekli geniş çaplı asker, terhis olmuş asker, polis ve sivil ögütlerin ortak çalıştığı –sivil-askeri ortak çalışmayı ilerleten birlik komandoları kuruluyor. Böylece asker sürekli bir toplumsal faktöre dönüşmeli ve insanların “kafasında ve kalbinde” yer edinmelidir. “Kriz merkezleri”nde ayrıca greve karşı mücadele tatbikatları da yapılıyor.İç politikanın militaristleşmesi, şiddet aygıtlarının kendi toplumuna karşı genişletilmesi anlamına geliyor.
Onların savaşıyla barışmayacağız!
Uzun yıllardır yılda iki defa gerçekleştirilen Içişleri Bakanları Konferansı’nın ırkçı göçmen politikalarına, dışa karşı kapanmaya, ülke içinde baskıların artmasına, sivil-askeri işbirliğine ve gözetim politikalarına karşı protestolar gerçekleştiriliyor. İçişleri Bakanları Konferansına karşı örülen direniş aynı zamanda dünya çapında kapitalist sömürü ve baskı sistemine karşı bir protesto niteliğindedir.
Bakanlara onların savaş politakalarıyla barışmayacağımızı gösterelim!
Onlara enternasyonal dayanışmayla karşılık verelim! .
Onlara karşı enternasyonal dayanışmayı geliştirelim!
Emperyalist savaşlara ve sömürüye,Hak gasplarına ve kışkırtmalara karşı çıkalım!

Enternasyonalist Eylem Birliği Frankfurt





IMK-Infoveranstaltung